Kişisel sayfaya geri dön

Yüksek Öğretim Politikaları

Burada zaman zaman yüksek öğretim politikaları hakkındaki görüşlerimi sunacağım. Tübitak projeleri ve politikaları hakkındaki görüşler için lütfen buraya bakınız.



DOÇENTLİK SINAVLARI (MAYIS 2017)

Doçentlik başvurularının arzu edilen seviyede olduğundan emin olmak için, aşağıdaki sorular hakemlere gönderilse ve raporlarını yazarken bu sorulara cevap arasalar. Başına da şöyle bir not koyup:

NOT. Puan şartlarını doldurmak eser aşamasından geçmek için yeterli değildir. Adayın çalışmalarının niteliğinin (kalitesinin) itinayla ölçülmesi gerekmektedir. Doçent adayının başvuru dosyasını değerlendirirken, adayın niteliğini ve yeterliliğini ölçmek maksadıyla aşağıdaki sorular dikkate alınmalıdır.



OPEN ACCESS NEDİR? (NİSAN 2017)

Dergi, araştırmacıya diyor ki: bana para ver, makaleni basayım. Ancak bu hizmeti doğrudan makaleni basmak için alırsam biraz ayıp kaçar. Bu sebeple para karşılığı bir hizmet sunmalıyım.. Hmm ne yapsam acaba? Buldum! Sen ödeme yaparsan, ben de makaleni Açık Erişim yaparım. Yani insanlar makalene para vermeden erişebilir. Yani yayım masraflarını onlar değil, sen ödemiş olursun. Ne kadar zekice değil mi?

Open access aslında bir hizmet filan değil, sadece ve sadece para karşılığı çöp yayın yapmak için bir bahane, bir vesile, bir araçtır.


KEMİYETE KARŞI KEYFİYET (NİSAN 2017)

Araştırmacılarımız artık nasıl "bol bol" yayın yapılır, çok iyi öğrendi. Bundan onbeş yirmi sene önceki ayyuka çıkmış vaziyetleri görmüyoruz artık. İngilizcemiz ilerledi. Doğrudan kes yapıştır usulü terkedildi,  yerine artık intihal tespit yazılımlarına yakalanmayan teknikler geliştirildi. Mesela açıyorsunuz hocamın internet sayfasını; yüzlerce makale. Ama makaleleri ara ki bulasın. Ne arxive'da ön basımları mevcut, ne de internet sayfasında! Derginin sitesine gidiyorsunuz, makaleye erişmek için bilmem ne kadar para istiyor! Acaba bu meslektaşlar birşeyler mi saklıyor?

Başvuru dosyalarında bu makaleler oldukça etkileyici duruyor. A adayının 50 adet makalesi var, B adayının 5 adet. Jüriye nasıl anlatacaksınız; A adayının 50 makalesi de çöp diye? Sonuçta o 50 makale tüm ağırlığıyla ortada. B'nin 1 makalesi, hadi A'nın 5 makalesine denk olsun. A'nın yine fazladan 25 makalesi var!. ŞUNU çok iyi anlamalıyız. 50 çürük ceviz, bir tane taze ceviz etmez. Hatta bilen bilir, bir çürük ceviz ağzınızın tüm tadını bozar. Zira bu B adayını da sayılarda yarışmaya zorluyor. Maalesef bu böyle. Samimi genç araştırmacıya deniyor ki, "tamam, iyisin de, falancanın dosyasında bilmem kaç yayın var". Böylece onu da bozuyorsunuz. Onu da ipe sapa gelmez işlere zorluyorsunuz. Sonuçta herkes bu işlerin böyle yapıldığına, böyle olması gerektiğine ikna oluyor. Doktora talebesi için dünyanın en normal şeyi haline geliyor.

Çözüm? Doçentlik başvurularında, kadro ilanlarında adaylar "önce gelen 3 (veya 5) eserle" başvurmalı. Adaylar sadece bunların üzerinden değerlendirilmeli. Diğer eserler elbette dikkate alınır, ancak dosya kalınlığıyla kimse öne geçememeli. Yoksa vasatlık ve samimiyetsizlik çemberini asla ve kata kıramayız. Bilim adamı değil anca hile adamı üretiriz. Bu böyle biline. 




NASIL BİR ATAMA YÜKSELTME DÜZENİ OLMALI? (OCAK 2017)

Almanya'da emeklilik sebebiyle boşalacak bir profesör kadrosunu doldurmak için seneler öncesinden ilan açılıp adayların mülakattan geçirildiğinden ve titizlikle incelendiğine şahit oldum. Fransa'da tüm devlet üniversitelerinde açılacak kadrolar merkezi bir siteden sene başında ilan edilir ve başvurular üniversitelerde kurulan komisyonlar tarafından çok sıkı bir incelemeye ve sıralamaya tabii tutulur. Amerikan üniversitelerinde tamamen profesyonel bir işe alma anlayışı hakimdir. Bu ülkelerde kadrolara dünyanın her yerinden başvuru yapılabilir. Elbette yüzde yüz objektif kararlar alındığı iddia edilemez, oralarda da muhtelif dayanışma grupları, siyasi etkiler ve çevresel faktörler devreye girer; ancak bunun genelde kabul edilebilir seviyede olduğunu söyleyebiliriz. Bu faktörleri tamamen safdışı bırakmak imkansız olduğu gibi kısırlaştırıcı bir netice de verebilir.

Bizdeyse sene içinde her hangi bir dönem ilana çıkılır ve başvuruların 15 gün içinde yapılması beklenir. Kurnazlıkla hazırlanan bu ilanlarda kimlerin başvuracağı da nokta atışıyla belirlenir.

Şunu görmeliyiz ki, rekabetçi ve liyakata dayalı bir işe alma süreci, sistemdeki insanların akademik kalitesini geliştiren bir döngü yaratır. Bunun tersi bir düzense bugün olduğu gibi vasatlaştırıcı bir döngü yaratır ve dayanışma grupları, siyasi etkiler ve diğer çevresel faktörler kabul edilebilir seviyenin ötesine geçer. Bunun akademik vasatlaşmanın da ötesindeki mahzurlarını da hep birlikte gördük, görüyoruz. Geldiği noktaya liyakatle gelen kişinin hayattaki duruşu da farklı olur. Her şeye itaat etmese de akıl ve iradelerini farklı mihverlerin eline teslim etmeye de kolay kolay razı olmaz.


Çare?

Akademisyenlerin durumu işte böyle gelişir. Tüm meseleler üzerine para atarak (yani "akademik teşvik"le) hallolmuyor maalesef.


FAALİYET RAPORLARI (ARALIK 2016)

Devlet üniversitelerindeki akademisyenler her sene bir faaliyet raporları verse de bu tamamen bir formaliteden ibaret görülür. Bunun sebeplerinden birisi de bu raporların teyit edilmemiş olmasıdır. Oysa artık araştırma teşviği uygulaması sayesinde titiz bir incelemeden geçirilen araştırma faaliyet raporlarımız var. Eğitim faaliyetlerinin önemli bir kısmı mali işlemler mucibince raporlanmaktadır. Madem bu konularda YÖK'ün elinde sıhhatli veriler var, bu bilgiler internetten neşredilsin! (bu raporlarda olmayan türden bilgileri işlemeleri için akademisyenlerin serbestçe doldurabileceği bir kutu açılabilir) YÖK her bir akademisyenin akademik (araştırma, eğitim, topluma yönelik ve idari) faaliyet raporlarını merkezi bir bilgilendirme sayfasından neşretsin! Tüm bölümler için de aynısını yapsın!



ORTAK DİPLOMA PROGRAMLARI (ARALIK 2016)

06.10.2016 tarih  29849 sayılı resmi gazetede yayımlanan yeni yönetmelikle yurtdışı üniversitelerle yürütülecek ortak diploma programları konusunda yeni bir düzenleme getirildi. Aynı senenin başında getirilen uygulamaya kıyasla (bkz. YÖK PROTOKOLÜ) büyük bir itina ve dikkatle hazırlandığı görülen mevzuatı hazırlayanları tebrik ederim. Bu yönetmelik sadece ticari amaçlarla yürütülecek programlar için değil, gerçekten akademik niyetle yürütülecek ortak programlar için de uygun bir zemin temin etmektedir.


REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ (KASIM 2016)

Ekim ayında yayımlanan 676 sayılı KHK ile devlet üniversitelerinde yapılan rektörlük seçimleri kaldırıldı.

Seçim usulü (asıl adıyla "aday yoklaması") çeyrek asırlık bir iktisabımızdır. Mahzurları vardı ancak bunları ıslah etme yoluna gidilmeliydi. Kanaatimce yeni uygulama bu mahzurları gidermiş değildir. Bu mahzurlar arasında: siyasi ve siyaset dışı gruplaşmaların üniversitelere yansıması, ve idarelerin toplum ve kurum faydasını değil dayandıkları öğretim üyesi gruplarının menfaatini gözetmesi sayılabilir. Bu düzen bu güne dek bilim ve teknik üreten ve aktaran kurumlar ortaya çıkarmıştır demek maalesef mümkün değil. 

Ancak bu mahzurların kaynağı seçimden ziyade etkin bir hesap verme mekanizmasının ve atamalarda şeffaf, rekabetçi ve liyakata dayalı anlayışın  yerleşmemiş olmasıdır. Atılması gereken adımlar bu istikamette olmalıydı. Zira ancak toplum nezdinde hesap veren şeffaf bir kurum idari ve mali özerkliği hak edebilir. (akademik ölçme usüllerinin de bilim üzerinde tahrip edici bir etkisi oluyor, ama bu ayrı bir konudur.)

Atama usülü, kutuplaşmaları engelleyici ve üniversitelerden alınan verimi artırma potansiyeli olan, daha sonuç odaklı bir usül gibi görünebilir. Ancak seçimi kaldırarak, idareye talip olan kişileri nasıl davranmaya sevkettiğimiz sorusu çok mühimdir. Zira an itibariyle bir "talip olma" ve "kifayetini ispat" müessesesi mevcut değildir.  (NOT: (Aralık 2017) Aday belirlemek için YÖK bir "adaylık çağrısı" yayımlamış ve YÖK üyeleri görüş almak üzere üniversiteleri ziyaret etmiş.)

O halde acil talebimiz bu müessesenin tesisi olmalı ve başta akademisyenler olmak üzere tüm paydaşlara (çalışanlar/sendikalar, talebeler, özel sektör, vakıflar, belediyeler..) nasıl söz hakkı verileceği konusu açığa kavuşmalıdır. 

Burada yapılan bir başka hata da 200 üniversitenin tümünü aynı kefeye koymaktır. Hesap verme sorumluluğunu yüklenebilecek üniversiteler ayrı bir kategoriye alınmalıdır.


YÖK PROTOKOLÜ (MART 2016)

Aşağıda YÖK'ün uluslararası ortak/çift diploma programları için hazırladığı protokol şablon metni var. (Not: 06.10.2016 tarih  29849 sayılı resmi gazetede yayımlanan yeni yönetmelikle aşağıda iğnelenen sorunlar kısmen giderilmiştir.)

Sorular:
1) İlk noktalı boşluğu kaç farklı şekilde doldurabilirsiniz? (891 ǝןʎıɹɐqıʇı uɐ :dɐʌǝɔ)
2)
İkinci noktalı boşluğu kaç farklı şekilde doldurabilirsiniz? (00891 ʞişɐןʞɐʎ ɹǝןʇǝʞǝɹɐɥ uǝpuısǝɯʇǝ ןısɯǝʇ ıuıɹıq ǝpzüʎ ununsnɟüp ɐʎuüp uızıɯǝʞןü :dɐʌǝɔ)
3)
Üçüncü noktalı boşluğu kaç farklı şekilde doldurabilirsiniz? (05 ǝןuıɯɥɐʇ ɹıq ıןuıʞɯǝʇ :dɐʌǝɔ)
4) Dördüncü noktalı boşluğu kaç farklı şekilde doldurabilirsiniz? (˙˙ɐɹoʇʞop 'suɐsıן ʞǝsʞüʎ 'suɐsıן :3 zɐ uǝ :dɐʌǝɔ)
5) Bu şablon toplam kaç farklı program kombinasyonunu aynı biçime sokmayı hedeflemektedir ? (ɯıןǝʎıp 000˙006 ʞɐɹɐןɐ ıuıɹıq ǝpuıq diʞɐɹiq iʎɐd uıʞɯǝʇ 'uǝpuüğüpuüɹöƃ iןiʇɹɐqɐ 000˙060˙885 :dɐʌǝɔ)
6) Uluslararası protokollerin hazırlanmasında müzakere üsulü yerine dünyanın her ülkesinin her kurumuna kendi şablonunu dayatma usülünü getiren YÖK yeni ROMA olma yolunda ilerliyor mu?
BONUS 1: "program"dan kaç adet farklı şey kastediliyor olabilir (çift diploma, ortak diploma, mevcut iki programın ortak diploması, tamamen yeni açılacak bir programın diploması ....)
BONUS 2: Tamamen salih niyetlerle, yani ticaret değil de bilimsel işbirliğini geliştirmek için yola çıkan akademisyen bu yönetmelikle yola çıkar mı?
BONUS 3: Saadetli idarecilerimiz bu yönetmeliği nasıl yorumlar?

yök protokolü


Yükseköğretim'de aciliyet arzeden üç mevzu  (Aralık 2015)

Türkiye Araştırma Ekositeminin (ben buna Türkiye Araştırma Alanı=TARAL diyorum) gelişmesi için, çok kaynak gerektirmeyen, kanun/yönerge/uygulama tadilatıyla yapılacak pek çok iyileştirme var. Aşağıda sunduğum hususlar işin akademi kısmıyla alakalıdır. Sanayi bağlantısı hakkında maalesef yetkin değilim.

1) Rekabetçi Akademi (yükseltmelerde rekabetçi bir ortamın oluşturulması, aynı kadroya çok sayıda kişinin başvuru yapacağı bir sistem tasarlanması, bunu için akademik ilanların ardından uzun bir başvuru süresi verilmesi, ilanlarda anabilim dalı dışında başvuru şartı getirilmesine engel olunması, başvuruların tedricen yurtdışına açılması, başvuru sonuçlarının sıralama ile ilan edilmesi, nümerik kriterlere göre değil seçkin jürilerin takdirine göre karar verilmesi.)

2) Nitelikli Doktora (uygun yeterlikte olmayan doktora programlarının kapatılması, ortak doktora programlarına yasal altyapı ve mali destek sağlanması, ortak doktora programları çerçevesinde yürütülecek doktora progamlarının teşviki. Yurtdışına gönderilen talebelerin daha iyi seçilmesi. Sınavlarda barajları aşamayanların gönderilmemesi.) 

3) Yurtiçi ve Bölgesel Dolaşım (araştırmacıların yurtiçi ve bölgesel dolaşımını dikkate alan, yönlendiren ve özendiren bir sistem tasarlanmasıı. Akademisyenlere tatminkar şartlarda yurtiçinden araştırmacı davet etme imkanı sağlanması. Yurtiçi araştırma ve doktora okulu ağlarının tesisi. Öne çıkan tematik alan gruplarının ayrıca desteklenmesi. Ülke dışındaki bölgesel konumun dikkate alınarak hedefli ilişkiler geliştirilmesi. Yurtiçi ve bölgesel dolaşımın motoru vazifesini yüklenecek araştırma enstitüleri kurulması.)




YÖK'ten nasıl kurtulmalı?  (Kasım 2015)


YÖK kanununun mevcut halinden memnun olan kimse yok! YÖK başkanları da buna dahil! Çetinsaya döneminde yeni bir YÖK kanun teklifi hazırlamak için büyük çalışmalar, toplantılar yapıldı. Ancak, bir ihtimal vizyon ve siyasi irade eksikliğinden olsa gerek, kanun çıkarılamadı. Belki bu başarısızlıkta, tabiatı itibariyle görüş bildirme hususunda en baskın zümreye yönelik olması ve tüm akademisyenlerin katılımıyla hazırlanmaya teşebbüs edilmesinin de bir katkısı olmuştur.

Vakıa şu ki,
(tam üniversite özerkliği gibi) net bir vizyonu ve hedefi olmadığı müddetçe bu kanun teklifi çıksa bile öncekinden büyük bir farkı olmayacaktı. Ufak tefek farklılıklarsa zaman içinde çıkacak ek kanun ve yönetmeliklerle eskisine uydurulacak ve müesses nizam kendini tamir edecekti. Hal böyle iken, ortalama bir tadilat yapmak istiyorsanız, kanunu baştan yazmaya gerek yok ki! Çıkacak uyum sorunlarıyla, istisnalarla uğraştığınıza değmez. Üniversiteleri mükemmelleşmeye yönelmek yerine çıkardığınız yeni kanun ve yönergelere can havliyle ayak uydurmak için çabalamaya itersiniz.

YÖK kanununu yenilemeden de YÖK küçülebilir ve dönüşebilir. Çıkarmış olduğu mevzuatı ve almış olduğu kararları gözden geçirip üniversitelere yetki devri yapabileceği konuları ayıklasın, bu bile çok etkili olacaktır. Mesela geçenlerde YÖK bütünleme sınavı konusunu üniversitelerin salahiyetine devretme kararı aldı.

Kimi yönergelerin amacı (ortak programlar gibi) bazı uygulamalara yasal zemin sağlamak iken, ruhundan saparak belirleyici ve dayatıcı bir kimliğe bürünmüştür. Bunların dikkatle revize edilmesi ve muhtemel esnekliklerin belirtilmesi faydalı olacaktır (örneğin yurtdışı üniversitelere ortak lisans/lisansüstü program açmayı düzenleyen yönetmelikte bu programların "ücretli" olacağı belirtiliyor. Bu da gerçekten bilimsel işbirliği için yapılacak girişimlerin önünü kesebiliyor.)

Bir de bazı büyük ve köklü üniversitelerin statüsü ayrılabilir. Böylece sistemi yavaş yavaş dönüştürürsünüz ve uyum sorunlarını minimuma indirgersiniz.


 



Akademik teşvik ödeneği uygulaması  (Ekim 2015)

Akademik teşvik ödeneğini getiren kanun çıkalı tam bir sene oldu. Bu kanuna göre akademisyenlere gösterdikleri performansa göre bir ödeme yapılacak.

Keşke bu teşvik doğrudan ödeme yerine araştırmaya yönelik bir ödenek şeklinde çıksaydı. Performans puanı hesaplamasına göre teşvik almamak için gerçekten hiçbir şey yapmamak gerekiyor zira. Eminim ki dişe dokunur bir faaliyette bulunmadan gerekli puanları almanın bir yolu bulunacak ve ekseriyet bu teşvikten faydalanacaktır.

Biraz daha açmam gerekirse, teklifim şudur: Yüksek akademik performans gösteren hocaya, yurtiçinden kısa süreli araştırmacı DAVET etmek için, serbestçe kullanabileceği bir ödenek ayıralım. Öyle ki, davet edilen araştırmacıya bu ödenekten dişe dokunur bir meblağ verilebilsin. Ödenek (bilgisayar alımı vs gibi) başka amaçlar için kullanılamasın. Yani teşviği, performans gösteren hocamız bu yoldan DAĞITSIN. Yani teşvik doğrudan değil dolaylı yoldan verilsin. Teşvik bu şekilde verildiği takdirde (1) Yurtiçi araştırmacı dolaşımı ve işbirlikleri desteklenmiş, hatta zorlanmış olur (2) Araştırmacı topluluğu yapılandırılır (3) Kendine has gelenekleri ve yapısı olan bir "Türkiye Araştırma Alanı=TARAL" oluşur. Tüm EU Marie Curie faaliyetlerinin hedefi, European Resarch Area (ERA) oluşturmak değil midir? Yani bu teşvikten önemli bir ek fayda temin edilebilir!

Bir çok kurum giden üyesini destekliyor ancak yurtiçinden gelen misafiri desteklemek çok zor. Sonuçta çıkarabildiğiniz destek de, yurtiçinden gelen misafiriniz için, uğraştığınıza değmiyor. Yurdışı bir seyahat için BAP, YÖK veya TÜBİTAK kaynaklarından alabileceğiniz desteklerin yanında devede kulak kalır. Oysa bu teşvik edilmesi gereken bir şey değil midir?  Dahası, bu teşvik sisteminin (eminim maliye jargonunda bir adı vardır) ekonomiye net maliyetinin sıfır olacağına inanıyorum.

Elbette, gönlümden geçen, yurtdışından da araştırmacı davet edilebilmesi. Ama bu, mezkur faydaların tahakkukuna mani olabilir.

Biliyorum, suistimal ihtimali var. Lakin doğrudan teşviğin suistimale uğrama ihtimali hiç mi yok? 



Kalite Güvencesi Yönetmeliği veya: YÖK'ün ismi yanlış mı konmuş? (Eylül 2015)

Yükseköğretim kurumlarında, kalite değerlendirme ve güvencesi çalışmaları ile akreditasyon çalışmalarının düzenlenmesi ve yürütülmesi için Yükseköğretim Kalite Kurulu'nun kurulmasını öngören Yükseköğretim Kalite Güvencesi Yönetmeliği, 2015 Temmuzunda Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yönetmelikle yükseköğretim kurumlarının eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetleri ile idari hizmetlerinin iç ve dış kalite güvencesi, akreditasyon süreçleri ve bağımsız dış değerlendirme kurumlarının yetkilendirilmesi süreçlerini ve bu kapsamda tanımlanan görev, yetki ve sorumluluklara ilişkin esaslar düzenleniyor. (Hürriyet'ten)

Üniversite özerkliğinin yolu hesap verebilirlikten geçer ve bu açıdan mezkur yönetmelik üniversitelerin özerkleşmesinde ilk adımdır. Bütçe özerkliği de bundan sonra gelecektir. O gün geldiğinde eminim akademisyenlerin çoğunluğu özerklik için bu bedelin çok fazla geldiğinden şikayet edecektir!

Bu çok geç kalmış yönetmelik umarım samimiyetle uygulanır ve akademisyenlerin üzerinde ezici ve fuzuli evrak işleri bindirmeden amacını gerçekleştirir. Bu konularda ülkemizde yaşandığı gözlemlenen önemli bir eksiklik olarak burada ısrarla vurgulamak isterim: Maksadın gerçekten hasıl olması için, uygulama noktasında akademisyenleri bu konuda bilinçlendirici hizmetiçi eğitimler elzemdir. İlgilerin akademisyenler olması bu eğitimin gerekmeyeceği anlamına gelmez, bilakis akademisyenler bu konularda çok daha tutucu olabilmektedir. Yönetmelikle teşkil olunan Yükseköğretim Kalite Kurulu, öncelikli vazife olarak genel bir bilinçlendirme ve eğitim seferberliği başlatmalıdır. Fuzuli evrak işlerinin üretilmesine mani olacak bir anlayışın yerlerştirilmesi için titizlikle çalışılmalıdır. Süreçte basitlik ve sadelik öncelikli hedef olmalıdır.

Bir dipnot olarak, bu yönetmeliği, siyaset müessesesinin gerekli kanun altyapısını tamamen ihmal etmesi yüzünden, bürokrasinin aldığı yerinde bir insiyatif olarak yorumladığımı belirtmek isterim.

Aşağıda yönetmelik hakkındaki eleştirilerimi ve yorumlarımı sunuyorum:

Araştırma öncelikli olmalıdır. Genel itibariyle "Yükseköğretim Kurumu" tabir edilen kurumların üç çeşit vazifesi bulunmaktadır:
  1. Yeni bilgi üretilmesi yani "araştırma" 
  2. Mevcut bilimsel birikimin aktarılması yani "eğitim/öğretim"
  3. Toplumu aydınlatma yani "erişim". Günümüz dünyasında buna
  4. Uluslararası boyut yani "internationality" eklenebilir. 
Örneklersek, araştırma projesi yürütmek, bilimsel makale yazmak, toplantı düzenlemek, patent almak, endüstriyle temas halinde bilgiyi üretime dönüştürmek, doktora eğitimi vermek 1. maddeye; lisans ve yüksek lisans eğitimi, mesleğe hazırlama, staj, mezunların takibi 2. maddeye, çeşitli toplum kesimlerine yönelik kitap yazma, medyada görüş bildirme, sergi açma, teknoloji tanıtım faaliyetleri, sürekli eğitim faaliyetleri, sertifika programları 3. maddeye, Erasmus gibi değişim faaliyetlerinin etkinliği, ortak diploma programları, akademisyenlerin ve öğrencilerin önceden bulunduğu kurumların/ülkelerin çeşitliliği ve saygınlığı, yürütülen uluslararası araştırma projeleri, düzenlenen uluslararası etkinliklerse 4. maddeye girmektedir.

İşin adı uygun koyulmalıdır "Yükseköğretim kalite yönetmeliği" tabiri, saydığımız bu dört vazifeden ikincisi, yani "yüksek öğretimi" öne çıkarmaktadır. Yönetmeliğin muhtevasına baktığımızda da bunun böyle olduğunu görüyoruz. Oysa ki bu teşebbüsten arzu edilenin bu olmadığını düşünmekteyiz. Araştırma diğerlerine nazaran öncelikli olmalı, yüksek öğretim bunun ardından gelmelidir. 3. ve 4. maddeler ilk iki maddeden bir şekilde türerler ve dört madde arasında bazı örtüşmeler de bulunur.
Bu sebeple yönetmeliğin başlığı "Akademik Araştırma ve Yüksek Öğretim Değerlendirme Yönetmeliği" veya daha iyisi "Akademik Değerlendirme Yönetmeliği" şeklinde değiştirilmelidir. Bu yönetmelikte tesis edilen "Yükseköğretim Kalite Kurulu"nun ve "Yükseköğretim Kalite Komisyonu"nun ismi de buna paralel şekilde değiştirilmelidir. Bizim önerimiz "Akademik Değerlendirme Kurulu=ADEK" ve "Akademik Değerlendirme Komisyonu"dur.

Genel itibariyle yönetmeliğin gözden geçirilerek, "araştırma"ya her noktada hak ettiği öncelikli statünün kazandırılması için dikkatle değiştirilmesi yerinde olacaktır. Aslında sorunun başında YÖK'ün isminin geldiğini görmekteyiz. Üniversitelerin bağlı olduğu kurumun ismini "YüksekÖğretim Kurulu" koyduğumuz an, asli vazifelerinin de öğretim olduğunu ilan etmiş oluyoruz. İsmini böyle koyduktan sonra artık oluşan genel kanaati değiştirmek çok zor.


Terminoloji hakkında bir not. Söz konusu yönetmelikte benzer kavramlardan iki farklı kademede (birincisi YÖK seviyesinde, ikincisi akademik birimler seviyesinde) bahsedilmektedir. Buna ek olarak "Kurum", "Kurul" ve "Kuruluş" kelimelerinin zaman zaman iç içe geçmesi, tekerlemeye benzer ifadeler doğurmaktadır ve okuyanın yönetmeliğe kolayca hakim olmasını zorlaştırmaktadır. Ortaya atılan yeni terimlerin çekiciliği ve kullanılırlığı da yönetmeliği hazırlayanların sorumluluğundadır. Tamamen teknik mülahazaların önümüze koyduğu terimleri olduğu gibi alırsak mevzuatı uygulamada zorluk çıkabilir. Aynı minvalde, mevzuatta üretilen yeni tabirlerin kısaltmalarının (acronym) da düşünülmesi gereklidir. Mesela  yukarıda "ADEK" kısaltmasını önerdik. YÖK nezdinde kısaltma kullanımı konusunda taviz vermez bir reddiye bulunsa da, bu yönetmelikte olduğu gibi tüm akademik kurumları her kademede ilgilendiren terimleri üretirken kısaltmaları da düşünülmeli ve tanımlanmalıdır. Bu iletişimi ve anlayışı müthiş kolaylaştıracaktır. Keza diğer milletlerdeki uygulamalara baktığımızda bunun böyle olduğunu görmekteyiz. Her hal-ü karda mutlaka genel bir dil ve terminoloji çalışması yapılmalıdır.


Dış değerlendirme hakkında görüş: Üçüncü kurumlara havale edilmeleri durumunda amacın hasıl olmayacağı yönündedir. "Yükseköğretim kalite kurulu" yasal dayanağına kavuşarak bağımsız bir birim hüviyeti kazandıktan sonra, Üniversitelerarası Kurul'un Doçentlik başvurularını yönettiği gibi değerlendirme süreçlerini yönetmesi gerektiği kanaatindeyim. Yani ülkemizde ADEK için bir model bulunmaktadır. Doçentlik jürilerinin, farklı üniversitelerden gelen hocaları buluşturma ve tanıştırma gibi ek bir işlevi de bulunmaktadır. ADEK tarafından yürütülen bir değerlendirme sürecinden bu gibi ek faydalar da temin edilecektir. Bu faydanın artırılmasının da üzerinde durulmalıdır. Bu model ayrıca "ADEK" terminolojisinin ve süreçlerinin tanıtımına ek katkılar sağlayacaktır.

Diğer eleştiriler: Yönetmelikte, Bölüm/program değerlendirmeleri belirsiz bırakılmıştır. Öngörülen değerlendirme üniversite seviyesindedir. Bunun alt birimlere kendiliğinden sirayet edeceği varsayılmıştır. Şahsen uygulamada bunun böyle olmayacağı kanaatindeyim. Öte yandan, özel değerlendirme kuruluşları Fakülte bazında değerlendirme yapabilmektedir. Bu doğrultuda, Bölüm hedeflerinin (üst birimleri olan üniversitelere nazaran) daha iyi tanımlı, keskin çerçeveli ve diğer bölümlerle mukayeseye daha müsait olduğu dikkate alınmalıdır. Değerlendirici bulmak da daha net bir sorundur (bölümle aynı disiplinde çalışan akademisyenlerin çoğunlukta olduğu bir heyet) Akademik Kalite Komisyonu'nun bölüm/programlarla ilişkilerinin daha iyi tanımlanması, "Durum Raporları"nın bölüm bazında hazırlanarak komisyon nezdinde sentezlenmesi önerilebilir.




Akademik Gümrük Duvarları (Eylül 2015)

Otomotiv sanayini korumak için konulan yüksek gümrük duvarları yüzünden yıllarca eskimiş teknolojilerle üretilen mallara yüksek ücretler ödendiği sıkça dile getirilir. Dışarıda teknolojisi eskiyen fabrikaların getirilerek burada kurulduğu söylenir.

Yurtiçi üretimin nasıl korunması ve teşvik edilmesi gerektiği elbette iktisatçılara ve planlamacılar bırakılması gereken bir husus. Akademiye gelirsek, bu güvenlik duvarları bizde hala var. Devlet üniversitelerinin akademik kadro ilanları yurt dışına tamamen kapalı olduğu gibi, yurtiçinde de ilanlar "nokta atışı" tabir edilen yöntemle verilmektedir. Devlet üniversitelerinde yabancı öğretim üyelerine yönelik ayrıca kadrolar bulunduğu doğru, ama bunlar da yine "nokta atışı" yöntemiyle atanmaktadır.

Peki ilanları tamamen yurtdışına açarsak ne olur? Dışarıdan gelen yüksek nitelikli araştırmacılar tüm kadroları işgal eder de yerli araştırmacılar işsiz mi kalır? Ya da kurum içinden akademik yükseltme alacak akademisyenlerin önü mü kesilir? Üniversiteler sonuçta aynı kişileri işe almaya karar verseler de, açık ilanların sistemin performansını artıracağı muhakkaktır. Ama yapılması gereken şey: en azından bölgesel gümrük duvarlarının kaldırılarak kadro ilanlarının milli düzeyde yapılmasıdır.

İlk adım: izleyen senede açılacak tüm doç/prof kadrolarının resmi gazeteden toplu olarak, sene başında, ve alımdan bir sene önceden ilan edilmesi. İkinci adım: Tüm üniversitelerin yard.doç. ilanlarının (disiplin bazında) aynı dönemlerde açılması. Üçüncü adım: anabilim dalı haricinde başvuru şartı koşulmasının yasaklanması.


     


Kişisel sayfaya geri dön